20 Temmuz 2015 Pazartesi

Geceler, düşünmek için fazla koyu.

   Bazı anlar vardır; yaşamını sorgulatan anlar. Bazı anlar vardır; sana bulunduğun şehri terk edip gitmeni söyleyen.

   Koca şehirde yalnız olduğu zaman da vardır insanın, yalnızlığıyla otururken çıkıp gelen kalabalıkları da. Yalnız olmak ister insan bazen. Ne kalabalık, ne mutlu, ne keyifli... Sadece ''yalnız'' olmak ister. Yalnızlık öyle bir hastalıktır ki hayatta, bırakmak istediği zaman bırakamadığı, ondan şikayet ettikçe daha çok sarıldığı insanın. Yalnızlık böyledir işte. Sadece bu. Biz yaz gecesi balkona oturursun, gözlerin gökyüzüne dalar. Yıldızlarla bakışırsın ama sadece bakışma olmaz o. Bir bakmışsın ne var ne yok dökülmüşsün onlara, sohbet koyu...Böyledir geceler, böyle düşündürür insanı. İşte tam böyle kucaklar seni ve yalnızlığını. Düşündüğün zaman sen bile şaşırırsın.

   Sadece kulaklıktaki sesleri duymazsın, düşüncelerin de ses verir geceye, hayallerin de. Saat gecenin bir vaktidir...şehrin sessiz gürültüsü yankılanır etrafta, sana ve düşüncelerine eşlik edercesine. Gerçekleşmeyeceğini bilsen de hayal kurmak güzeldir derler. Ben hiçbir zaman katılmamışımdır buna. Çünkü hayal ettiğim şeyleri her zaman gerçekleştireceğimi düşünürüm. Hatta bazen gerçekleştirmeyeceğim şeyin hayalini kurmayı yasakladığım olur kendime. Ne dersiniz deyin, ya delilik, ya saflık, belki de Polyannacılık. Arada düşünmüyor değilim. Onu taklit ettiğim ve masalından rolünü çaldığım için ne kızıyordur bana Polyanna. Evet evet, ben tam olarak böyle bir deliyim.

   Bazen ne mutludur insan, ne de mutsuz. Ne ağlamaya takati kalmıştır, ne de gülmeye. Böyle anlarda hissiz olmak ne güzel şeydir, ne keyifli şey. Bunu yalnız yaşayanlar bilir. Özgürlüğün sanıldığı kadar kolay olmasını isterdim ben. İnsan bazen yıllarca bekler, özgür olabilmek için. Bir karavan, içinde binlerce kitap, binlerce müzik ve yanında tek bir kişiyle kaçıp gitmek bilinmezlere...kim bilir ne kadar da özgürlüktür?

   Biliyorum dertlerin büyüklüğü ölçülmez ve kimse yargılanamaz derdiyle. Ama dert derttir işte, ne eksik ne fazla. Sizinki ne bilmem, benimkini bilemezsiniz. Ne olursa olsun haline şükretmeyi bilmeli insan. Umut da en tatlı zehirdir. Fazlası hayallerini yıkar insanın, azı çekilmez hale getirir hayatı. Sokaktaki o çocuk adı kadar ''Umut''lu, biz insanlar neden bu kadar umutsuzuz peki? Neden bazı gecelerde uyku değil de umutsuzluk bastırır içimizi?

   Böyle anlarda yıldızlar iyi gelir bana, belki konuşmazlar ama sayıları ve ışıklarını izlemek güzeldir zannımca. Yanında olduğunu hissettiren insanlar da vardır etrafında ama gece olup ışıklar sönünce yıldızlardır senin yanında, her zaman, koşulsuzca. Bazen de her zaman yanında olan insanlara güvenmezsin de gider 883 km uzaklıktaki insana güvenirsin. Güvenmenin mesafesi yoktur çünkü, meselesi vardır. Uzun zaman alır oluşması, tek bir saniye sürer yok olması. Bazı insanların varlığı ve yokluğu gibi...

   Fazla gevezelik ettim, böyle oluyor işte gökyüzüyle bir gece geçirmek. Açtıkça açtırıyor içini kendisine, seni anlamayanlara inat. Bazı geceler, düşünmek için fazla koyu. Ve bu gecelerde düşünceler fazla derin... Bir gün, bir an gelecek, bu şehirden arkama bakmadan gideceğim. İşte o zaman yalnız olacağım gerçekten. Ve yanımda yalnızlığımdan başka kimseyi bulundurmayacağım.

   Bu yüzden; yalnızlık sonuna kadar, yalnızlık sonsuza kadar.