17 Ağustos 2015 Pazartesi

Sesimi duyan var mı? / 17 Ağustos 1999

Bir gece düşünün
Tüm sessizliğiyle sürüp giderken
Bir uğultuyla herkesi yataklarından kaldıran
Küçücük çocukları annesiz babasız bırakan
Onca insanın hayatına mal olan
16 Ağustos gecesini bir düşünün...
Öpmeden yattığınız anne babanızın, küs ayrıldığınız arkadaşınızın, sürekli kavga ettiğiniz küçük kardeşinizin bir sabah kalktığınızda öldüğünü düşünün.
45 saniye içinde 16 milyon insanın hayatını etkileyen, koca bir şehri yok eden o büyük sarsıntıyı bir düşünün.
Beton yığınına dönmüş binaların altından gelen kurtarılmayı bekleyen insanların yardım çığlıklarını bir duysun kulağınız.
Çekmeyen telefon şebekeleri, kesilen elektrikler, çalan ambulans sirenleri, o gecenin simsiyah karanlığında olduğunuzu bir hayal edin...

İçiniz ürpermedi ise, tüyleriniz diken diken olmadıysa üzülerek söylüyorum ki siz bir kalbe sahip değilsiniz ve vücudunuz bir et parçasından ibaret demektir.

Tam 16 yıl önce bugün, Kocaeli'de oturan kardeşlerimiz ve Marmara'daki çevre iller bu yazdığım satırları ve daha fazlasını yaşadılar. Anlatılmaz yaşanır derler ya, ben de yaşamadım ama tahmin edebiliriz sadece. Gerçekle yüzleşen, o korkunç anları bire bir yaşayan depremzedeler var.

Çoğu kişi annesini babasını kaybetti, bir baba küçük yavrusunu kaybetti, bir çocuk oyuncağını kaybetti. Kayıp giden hayatlar, yitirilen hayatlar, sayılamayacak kadar fazla. 16 yıl önce bugün tam 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti.

Belki çarpık kentleşme idi sebebi, belki ihmal belki de kader. Ne olursa olsun millet olarak çok kötü günler geçirdik bu olayla birlikte. Unutulamayacak şeyler yaşandı o depremde. Bugün; yaşadığı ağır travmaları atlatanlar da var, acısını hala dün gibi aklında tutanlar da.

Milletçe yaşadığımız her acı olay ders olmalıydı bize, önlem alınmalıydı ve bir daha tekrarlanmaması için elimizden gelen her şeyi yapmalıydık. Sorsam peki; bilinçlendik mi yaşanılan bu olaydan sonra? Cevabını hala bilmiyoruz.

Diyecek söz yok artık.
Allah yitip giden canlara rahmet eylesin, mekanları cennet olsun inşallah.
Depremde yakınlarını kaybeden tüm arkadaşlara da tekrardan baş sağlığı diliyorum.
Milletimizin başı sağ olsun.
Unutmadık ve unutmayacağız... ∞



8 Ağustos 2015 Cumartesi

Dostum, iyi ki var.

   Hayat hepimizin istediği şekilde ilerlemiyor bazen. Bazı kararlara engel olamıyoruz. Hele ki canınızdan çok sevdiğiniz kız kardeşinizin doğum gününü elinizde bir pastayla kutlamak yerine, ona blogunuzda bir doğum günü mesajı yazmak için uğraşıyorsanız...Evet, hayat bazen çok acımasız.

   Bu bizim ilk ayrılığımız ve bu bizim ayrı geçirdiğimiz ilk doğum günü. Bu açıdan geçen seneki doğum günlerini düşününce insan hüzünlenmiyor değil. Neyse, geçiyoruz bunu. Blogumda o kadar yazı varken, benim için hayattaki en değerli kişi, dostum dediğim kişi için de bir yazı olmalıydı elbet. Yazıyorum ve olacak.

    Her koşulda birbirinin yanında olmayı, dostunun hatalarını örtmeyi, onu öz kardeşi kadar sevmeyi ve korumayı, bir o kadar da tanımayı, canı acıdığında kendi canıymış gibi üzülmeyi herkes beceremiyor. Bu maddeleri daha çok uzatabilirdim ama yazmama gerek yok. Çünkü biz bunların hepsini ve daha fazlasını yaşıyor olan iki dostuz. Eğer gerçek bir dosta sahipseniz, dünyanın geri kalanına ihtiyacınız yoktur. O kişiyi bulduysanız, kaybetmeyin ve gitmesine izin vermeyin.

    Dostlar, Tanrı'nın bize vermeyi unuttuğu kız kardeşlerimizdir. Ece de, benim kız kardeşim. Yaşadığım her zorlukta, üzüldüğüm her anda, umutsuzluğa düştüğüm her zaman yanımda olduğunda; iyi ki var, iyi ki tanışmışız ve iyi ki girmiş hayatıma dediğim tek dostum. Can dostum. Ve her zaman da öyle kalacak.

   Mesafeler iki insanı ayırmaya yetmez falan derler. Ama uzun bir süre sonra insanlar istemese de araya iletişim kopukluğu girebilir. Canınız kadar çok sevdiğiniz bir dostunuz varsa, olur da bir gün onunla benimki gibi ayrılmak zorunda kalırsanız, sakın şüpheye düşmeyin diyorum. Çünkü dostluğunuz gerçekten büyükse ve inanıyorsanız birbirinize, hayatınızda değişen hiçbir şey olmayacaktır. Test edildi, onaylandı. Biz yine aynı yerdeymiş gibi saçmalıyor, her özlediğimizde kamerada saatlerce birlikte gülüyor ve her gün birbirimizle konuşmadan uykuya dalmıyoruz. Abartıyorsun falan dediğinizi duyar gibiyim? Hayır kesinlikle abartmıyorum. Gerçek dost olmak, böyle bir şey.

   Kaç yıl geçerse geçsin ben onu her arkadaşından kıskanacağım, daima her şeyimi ona anlatacağım, onu her zaman ben dinleyeceğim ve ne kadar vakit geçirirsek geçirelim her zaman özleyeceğim. Hayatıma kim girerse girsin yeryüzünde beni anlayan tek kişi her zaman o olacak.

   ''İnsan tahammül edemeyeceği zannettiği şeylere çok çabuk alışıyor ve katlanıyor.'' demiş Sabahattin Ali. Oysa biz hala ayrı olmaya tahammül edemiyor ve birbirimize kavuşunca çocuklar gibi seviniyoruz. Sadece biraz sabredeceğiz, sonra yine birlikte olacağız. Bu doğum gününü ve önümüzdeki iki yıl doğum günlerimizi birbirimizden uzakta geçirmek zorunda kalacağız ama 2 yılın sonunda bir gün o günü yine birlikte kutlayacağız. Aynı gökyüzüne baktığımız sürece, dost kalacağız. Sonsuza dek...

   Bir kez daha, hayatıma girdiğin için teşekkür ederim dostum. Ve yine bir kez daha, iyi ki varsın, iyi ki doğdun, iyi ki benim dostumsun. Mutlu yıllar canım benim, dostluğumuzla birlikte nice yıllara...Seni çok seviyor bu yazar kız ve peşini bırakmaya da hiç niyeti yok :)