23 Ocak 2016 Cumartesi

Geçen günler, günlerden geçemeyen ben.

    Yaşadıklarımı ve düşüncelerimi tarih atarak yazmaya başladığımdan beri, her takvime baktığımda geçen yıl bu zamanlar neler yazmışım veya neler yaşamışım diye düşünürüm. Gözlerimi kapatıp zihnimi zorlarım... bazen hatırlarım dün olmuş gibi, bazen de tek bir an bile gelmez gözlerimin önüne. Günler geçmezken nasıl olur da aylar, yıllar geçer hayret ederim. Geçmez dediğim şeylerin her biri teker teker geçer de, bir ben kalırım geçmeyen, anılara takılmış vaziyette.

    Sonra gecenin bir vakti müziğin içinde kaybolmuşken gözüm masada duran takvime ilişir. Bugünün tarihine bakarım. Yeni  defterim duruyordur tam önümde. Geçen sene bu zamanları hatırlamak niyetiyle hafızamı zorlarım, bölük pörçük o anlar...

    Açarım çekmeceyi, bu sefer elime geçen sene bu zamanları yazdığım defteri alırım. Korkarım sayfaları çevirmeye, elim geri geri gider. Çünkü canımın acısı aklıma gelir yeniden. Unuttuğum, unutmaya çalıştığım belki de kendimi kandırdığım o acı gelir aklıma. Yeniden gelir sızısı, kalbime oturuverir. Canım yandı, çok yandı be canım. Canım yanar, yine yanar canım ilk günkü gibi, hiç geçmemiş gibi yanmaya devam eder. Onunla birlikte ben de yanarım. Sesim çıkmaz hiç. Eskisi kadar değildir şiddeti ama hissederim. Hissetmiyor olmayı dilerim, elimden bir şey gelmez.

    Hani özlem desem değil... sessiz ama derinden bir iç çekiş, biraz burukluk, belki yarım kalmışlık, bir tutam hayal kırıklığı ve aldığı kadar da acı.