24 Nisan 2016 Pazar

Mehmetçiğe Mektup

    Ey! Yüce şehitlerimiz, Mehmetçiklerimiz…
    Bu mektubu adını Mehmet olarak andığımız fakat gerçek adlarını bilmediğimiz, vatanı için gözünü kırpmadan cepheye koşan, belki de askerlik yaşı gelmeden şehitlik mertebesine ulaşmış tüm Mehmetçiklerimize yazıyorum.

    Sizlerin orada yaşadığı yalnız bir savaş değil, bir milletin zincirlerini kırarak bağımsızlığını haykırmasıydı dünyaya. O boğaz yalnız bir boğaz değildi, kanlarınız karışmıştı suyuna. O tepeler yalnızca tepe değil, mezarlarınız olmuştu. Çanakkale yalnız bir şehir değil, bağımsızlığımıza açılan binlerce yıllık büyük bir kapıydı sizin sayenizde. Ve sizler yalnızca Ahmet, Mehmet, Hasan isimli gençler değil, milletinin özgürlüğü için kendi özgürlüğünden vazgeçmiş kahramanlardınız.
Sabah oluyor güneş doğuyordu tepelerin ardından. Aynı güneşin batışına sağ çıkıp çıkmayacağınızı bilmiyordunuz. Güneş doğuyordu, güneş batıyordu. Siz her gün yeniden silahlarınıza sarılıp çıkıyordunuz düşmanın karşısına. Allah’ın adıyla atıyordunuz kendinizi havada uçuşan mermilerin önüne. ‘’Vatan’’ diyordunuz, elinizde silah, ayağınızda çarıklarla.

    Daha okulunu bitirmemiş on yedi yaşında Mustafa vardı, nişanlısını bırakıp gelmiş Ahmet, hepsinden genç ama elli yaşında Mehmet amca. Ya Hasan? Yavrusunun canı vatan için feda olsun diye kınalayıp göndermemiş miydi annesi Hasan’ı? Bir an bile düşünmeden, topraklarımıza düşman eli değmesin diye cepheye koşarken geride bıraktıklarınız vardı. Analar vardı, teyzeler vardı geride, dedeler, nineler… Cephedeki evlatlarına her gece dua eden Fatma teyze, nişanlısından mektup bekleyen Hatice, babasını merak eden küçük Ayşe…

    Siz orada yalnızca başka devletlerle savaşmadınız. Günlerce aç, susuz kaldınız daracık siperlerde. Açlıkla, susuzlukla, hayatınızla ve yoklukla savaştınız. Üç adım ötede arkadaşlarınızın öldüğünü gördü gözleriniz. Kocaman bombalar patladı ayaklarınızın önünde. Yeri geldi silahlarınızı atıp süngülerinizle koştunuz ülkemizi elimizden almaya gelmiş düşman askerlerine. Her şeye rağmen öyle onurlu ve öyle gururluydunuz ki, göğüslerinizin tam ortasına demirden bir mermi saplanırken bile yüzleriniz vatan uğruna can vermenin sevincini yaşıyordu. İşte sözlerimiz tam da bu noktada kifayetsiz kalıyor, gözlerimiz nemleniyor, yüreklerimiz titriyordu mertliğiniz karşısında.
Siz söyleyin! Hangi devlet durabilirdi böylesine güçlü yüreklerin karşısında? Seyit onbaşı tonlarca ağırlıktaki mermiyi elleriyle değil o kocaman yüreğiyle kaldırmamış mıydı? Ne için savaştığından habersiz Anzak askeri bile anlamamış mıydı Türk askerinin sırtına bindiğinde esas kahramanın kim olduğunu?

    Bu cephede hiçbir zaman umutsuzluğa yer vermedi kalpleriniz. Siz Mehmetçikler varınızı yoğunuzu ortaya koyup, bu kadar inanmasaydınız zafere, çıkabilir miydik aydınlıktan karanlığa? Mustafa Kemal Anafartalar’da size savaşmayı değil ölmeyi emrederken, ölüme gittiğiniz bu cephede yazılmadı mı koca bir tarih? Hiç düşündünüz mü savaşmayı? Yoksa şehitlik mertebesine ulaşmayı dört gözle bekliyor muydunuz? Size savaşmak değil ölmek emredildiği zaman da her zamanki gibi cesurdunuz. Sonra ‘’Dur yolcu!’’ diye kazınmadı mı o dağlara kahramanlık öykünüz?
Yıl 1915. Yer Çanakkale. Kırmızıya çaldı boğazın rengi, ağladı tüm dağlar taşlar, kanla sulandı memleketin her bir karış toprağı. Dünya tarihine geçecek bir destan yazıldı Çanakkale’de. Ve sizler artık Fatma teyzenin oğlu, Hatice’nin nişanlısı veya Ayşe’nin babası değilsiniz. Sizler canlarını vatanı için feda etmiş, kanlarının her bir damlasını düşman yurduna ayak basamasın diye Çanakkale’de akıtmış olan bu vatanın çocuklarısınız.

    Biliyorum bu kâğıda işlediğim duygularım, kurmak isteyip de kuramadığım cümlelerim sizin kahramanlığınız karşısında yetersiz kalacak. Söyleyin, ne yaparsak ödeyebiliriz hakkınızı? Haklarınız ödenmez Mehmetçik. Yüz bir yıldır unutulmadınız ve bundan sonra da unutulmayacaksınız. Tarih sayfalarından adlarınızı silmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecek. Gözünüz arkada kalmasın, bekçileriyiz bu toprakların. Yüce idealleriniz uğruna gittiğiniz mekâna bugün de Silopi’nin, Cizre’nin şehitleriyle sizlere selamlarımızı gönderiyoruz. Ruhlarınız şad, mekânlarınız cennet olsun.