19 Mayıs 2016 Perşembe

Sırılsıklam

Gecenin karanlığı çökmüştü tüm şehre.
Sokakları aydınlatan şey sokak lambaları değil,
Adamın yalnızlığıydı.
Durakta otobüsten inmiş,
Bomboş sokaklarda tek başına değil,
Düşünceleriyle yürüyecekti adam.
Hazırlıksızdı bu sefer,
Gecenin şakır şakır yağan yağmuruna.

Hep bir şeyler söylemişti yağmur ona,
Her defasında reddetmişti dinlemeyi.
Ne zaman yağmur yağsa,
Açtı şemsiyesini susturdu yağmuru.
Söylediklerini duymamak istercesine.
Yalnızlığını yüzüne vuruyordu belki,
Ne zaman yağmur yağsa,
Katre katre arttı yalnızlığı.

Düşündüklerinden kaçardı adam.
Koşarak kaçardı.
Koştukça düşünürdü.
Düşündükçe koşardı.
Ne kadar koşarsa koşsun,
Yağmur hep anlatırdı ona,
Yalnızlığını, hiçliğini, tekliğini…

Bu sefer ne kaçacak bir yeri,
Ne koşacak kadar gücü,
Ne de açacak bir şemsiyesi vardı.
Koşulsuz şartsız,
Kıyafetlerini sırılsıklam yapan,
Sokaklarda yankılanan yağmuru,
Dinlemeye mahkûmdu bu gece.

O gece bir dönüm noktasıydı.
Hayatında ilk defa,
İzin verdi yağmurun konuşmasına.
Onu dinlemeye karar verdi.
İzin verdi her hücresinin ıslanmasına.
Yoktu şemsiyesi yanında
Islandı sonuna kadar.

O gece yalnız adam değildi
Yağmuru dinleyen, yağmurla dertleşen.
Belki farklı sokaktalardı,
Ama aynı yağmuru dinlediler,
Aynı yağmur ıslattı adamla kadını.
Birbirlerinden habersiz,
Kurumaya yüz tutmuş toprak misali,
Bir çift kalp kaldı geriye.

-21.03.15-