Düşüncesi dahi çıldırtan ihtimaller,
sıkça rastlanılan tesadüfler, bir miktar yarım kalınmışlık hissi, hatta bazen
kader. B e l i r s i z l i k. Başının ve sonunun belli olmayışı durumu, bir
gidişat fakat meçhule... Düşünceler, ah şu düşünceler, kafamın içinde susmak
bilmeyen sesler. Evet imkansız değil, fakat mümkün olup olmadığı da meçhul. Bu
geceyi ''meçhul'' gecesi ilan ediyorum arkadaşlar. Zira ben hayatımda hiç
olmadığı kadar boğuluyorum, meçhuliyet denizinde...
Sokaklardaydım yine. Düşündüm, çokça yürüdüm, bilmem kaç kilometre koştum. Koşmanın ve yürümenin üzerimde yarattığı etkiyi -ha bir de yazmak var tabii- hiçbir şeye değişmem. Mutlu olduğum anlarda da yapacak bir şeylerim var ama aniden çöken o hüzne koşmaktan başka bir şey iyi gelmiyor. Düşünmekten hiçbir zaman kaçmadım, durdurduğum zamanlar da oldu lakin hep üstüne gittim. Fakat gitmekle bitmiyor. Yürüyorum, yol bitiyor. Koşuyorum, kulaklığımdaki melodi bitiyor. Düşünceler, a s l a bitmiyor. Hep bir yolculuk içindeyim ama hiçbir yere varamıyorum. Odama sığamıyorum. Yürüdüğüm sokaklarda, geçtiğim caddelerde dolup taşıyorum. Ben içinde bulunduğum bu belirsizliğe bir çare bulamıyorum. Çok uzak ama bir o kadar da yakın, ulaşamıyorum.
Bak, yine aynı şey oldu. Binlerce düşünce gezinirken kafamın içinde, dilime sayısız cümle gelirken sana kurmak için hazırladığım… Yine susuyorum, sükûta sığınıyorum. Konuşamıyorum. Yazıp dökemiyorum içimdekileri, boşaltamıyorum. ‘’Kalbimizin dili sükûttur, hiçbir duyguya isim verilemez.’’ Diyor ya şair. Bir kez daha seviyorum Peyami Safa’yı. Oysa ne çok kelime var içimizde kurulmayı bekleyen, bunu bir tek ben mi hissediyorum?
Yazdıklarım var ya, şu yazdıklarım… Gecenin bir saati bilgisayar başında silip silip karaladıklarım… Diyeceklerim bu kadar. Bir şairin sessiz çığlıklarıdır aslında yazmaya çalışıp yazamadıkları, aklında dolup taşan fakat asla satırlara boşaltamadığı cümleleri. Mazur görün. Nerede ve ne şekilde okuduğunuzu bilemiyorum fakat inanın bana, ne anladığınız da çok umurumda değil. Uzun süredir ben de anlamıyorum, hem kendimi hem de çevremde olup bitenleri.
Bir belirsizlik insanı ne kadar delirtebilirse o kadar delirdim. Her şeye var da, bir şu belirsizliğe yok tahammülüm. Ondan bu sürüklenişim, bu ne yazdığını bilmez halim. İyi veya kötü olması da umurumda değil, keşke buna bir son versen. Bir insan ne kadar düşünebilirse o kadar çok düşündüm: olanları, olmasını istediklerimi ve olacakları. Dile getiremiyorum, affet. Ne geldiyse başımıza birbirimize dile getiremediğimiz şeylerden gelmedi mi?
Her şeye rağmen hissediyorum. Yaklaşmakta olan bir fırtınanın sessizliği mi dersin, yoksa güzel güneşli günlerin habercisi mi, ya bir son, ya da bir başlangıç. Elde başka ne var ki zaten? Bir gün yüzüne bakarken söyleyiveririm diye kurduğum tonlarca cümle, bir de ihtimallerin ardına sığınmış yaşanmamışlıklar…
Sokaklardaydım yine. Düşündüm, çokça yürüdüm, bilmem kaç kilometre koştum. Koşmanın ve yürümenin üzerimde yarattığı etkiyi -ha bir de yazmak var tabii- hiçbir şeye değişmem. Mutlu olduğum anlarda da yapacak bir şeylerim var ama aniden çöken o hüzne koşmaktan başka bir şey iyi gelmiyor. Düşünmekten hiçbir zaman kaçmadım, durdurduğum zamanlar da oldu lakin hep üstüne gittim. Fakat gitmekle bitmiyor. Yürüyorum, yol bitiyor. Koşuyorum, kulaklığımdaki melodi bitiyor. Düşünceler, a s l a bitmiyor. Hep bir yolculuk içindeyim ama hiçbir yere varamıyorum. Odama sığamıyorum. Yürüdüğüm sokaklarda, geçtiğim caddelerde dolup taşıyorum. Ben içinde bulunduğum bu belirsizliğe bir çare bulamıyorum. Çok uzak ama bir o kadar da yakın, ulaşamıyorum.
Bak, yine aynı şey oldu. Binlerce düşünce gezinirken kafamın içinde, dilime sayısız cümle gelirken sana kurmak için hazırladığım… Yine susuyorum, sükûta sığınıyorum. Konuşamıyorum. Yazıp dökemiyorum içimdekileri, boşaltamıyorum. ‘’Kalbimizin dili sükûttur, hiçbir duyguya isim verilemez.’’ Diyor ya şair. Bir kez daha seviyorum Peyami Safa’yı. Oysa ne çok kelime var içimizde kurulmayı bekleyen, bunu bir tek ben mi hissediyorum?
Yazdıklarım var ya, şu yazdıklarım… Gecenin bir saati bilgisayar başında silip silip karaladıklarım… Diyeceklerim bu kadar. Bir şairin sessiz çığlıklarıdır aslında yazmaya çalışıp yazamadıkları, aklında dolup taşan fakat asla satırlara boşaltamadığı cümleleri. Mazur görün. Nerede ve ne şekilde okuduğunuzu bilemiyorum fakat inanın bana, ne anladığınız da çok umurumda değil. Uzun süredir ben de anlamıyorum, hem kendimi hem de çevremde olup bitenleri.
Bir belirsizlik insanı ne kadar delirtebilirse o kadar delirdim. Her şeye var da, bir şu belirsizliğe yok tahammülüm. Ondan bu sürüklenişim, bu ne yazdığını bilmez halim. İyi veya kötü olması da umurumda değil, keşke buna bir son versen. Bir insan ne kadar düşünebilirse o kadar çok düşündüm: olanları, olmasını istediklerimi ve olacakları. Dile getiremiyorum, affet. Ne geldiyse başımıza birbirimize dile getiremediğimiz şeylerden gelmedi mi?
Her şeye rağmen hissediyorum. Yaklaşmakta olan bir fırtınanın sessizliği mi dersin, yoksa güzel güneşli günlerin habercisi mi, ya bir son, ya da bir başlangıç. Elde başka ne var ki zaten? Bir gün yüzüne bakarken söyleyiveririm diye kurduğum tonlarca cümle, bir de ihtimallerin ardına sığınmış yaşanmamışlıklar…
başının içindeki düşünceler tıpkı gökyüzündeki bulutlar gibi daimi bir hareket halinde, şekilsiz ve elle tutulamayacak kadar dağınık.
-sabahattin ali
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder