29 Ağustos 2017 Salı

Faili Meçhul

     Düşüncesi dahi çıldırtan ihtimaller, sıkça rastlanılan tesadüfler, bir miktar yarım kalınmışlık hissi, hatta bazen kader. B e l i r s i z l i k. Başının ve sonunun belli olmayışı durumu, bir gidişat fakat meçhule... Düşünceler, ah şu düşünceler, kafamın içinde susmak bilmeyen sesler. Evet imkansız değil, fakat mümkün olup olmadığı da meçhul. Bu geceyi ''meçhul'' gecesi ilan ediyorum arkadaşlar. Zira ben hayatımda hiç olmadığı kadar boğuluyorum, meçhuliyet denizinde...

     Sokaklardaydım yine. Düşündüm, çokça yürüdüm, bilmem kaç kilometre koştum. Koşmanın ve yürümenin üzerimde yarattığı etkiyi -ha bir de yazmak var tabii- hiçbir şeye değişmem. Mutlu olduğum anlarda da yapacak bir şeylerim var ama aniden çöken o hüzne koşmaktan başka bir şey iyi gelmiyor. Düşünmekten hiçbir zaman kaçmadım, durdurduğum zamanlar da oldu lakin hep üstüne gittim. Fakat gitmekle bitmiyor. Yürüyorum, yol bitiyor. Koşuyorum, kulaklığımdaki melodi bitiyor. Düşünceler, a s l a bitmiyor. Hep bir yolculuk içindeyim ama hiçbir yere varamıyorum. Odama sığamıyorum. Yürüdüğüm sokaklarda, geçtiğim caddelerde dolup taşıyorum. Ben içinde bulunduğum bu belirsizliğe bir çare bulamıyorum. Çok uzak ama bir o kadar da yakın, ulaşamıyorum.

     Bak, yine aynı şey oldu. Binlerce düşünce gezinirken kafamın içinde, dilime sayısız cümle gelirken sana kurmak için hazırladığım… Yine susuyorum, sükûta sığınıyorum. Konuşamıyorum.  Yazıp dökemiyorum içimdekileri, boşaltamıyorum. ‘’Kalbimizin dili sükûttur, hiçbir duyguya isim verilemez.’’ Diyor ya şair. Bir kez daha seviyorum Peyami Safa’yı. Oysa ne çok kelime var içimizde kurulmayı bekleyen, bunu bir tek ben mi hissediyorum?

     Yazdıklarım var ya, şu yazdıklarım… Gecenin bir saati bilgisayar başında silip silip karaladıklarım… Diyeceklerim bu kadar. Bir şairin sessiz çığlıklarıdır aslında yazmaya çalışıp yazamadıkları, aklında dolup taşan fakat asla satırlara boşaltamadığı cümleleri. Mazur görün. Nerede ve ne şekilde okuduğunuzu bilemiyorum fakat inanın bana, ne anladığınız da çok umurumda değil. Uzun süredir ben de anlamıyorum, hem kendimi hem de çevremde olup bitenleri.

     Bir belirsizlik insanı ne kadar delirtebilirse o kadar delirdim. Her şeye var da, bir şu belirsizliğe yok tahammülüm. Ondan bu sürüklenişim, bu ne yazdığını bilmez halim. İyi veya kötü olması da umurumda değil, keşke buna bir son versen. Bir insan ne kadar düşünebilirse o kadar çok düşündüm: olanları, olmasını istediklerimi ve olacakları. Dile getiremiyorum, affet. Ne geldiyse başımıza birbirimize dile getiremediğimiz şeylerden gelmedi mi?

     Her şeye rağmen hissediyorum. Yaklaşmakta olan bir fırtınanın sessizliği mi dersin, yoksa güzel güneşli günlerin habercisi mi, ya bir son, ya da bir başlangıç. Elde başka ne var ki zaten? Bir gün yüzüne bakarken söyleyiveririm diye kurduğum tonlarca cümle, bir de ihtimallerin ardına sığınmış yaşanmamışlıklar…


başının içindeki düşünceler tıpkı gökyüzündeki bulutlar gibi daimi bir hareket halinde, şekilsiz ve elle tutulamayacak kadar dağınık. 
-sabahattin ali

     

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Bir ağustos gecesi, dolunayın eşsiz güzelliğinde,deniz çarşaf gibi, dalgalar kulağıma en güzel şarkılarını fısıldarken, gözlerim gökyüne asılı kalmış, gözlerinden daha güzel bir yıldız arayıp bulamazken, sıcak yaz rüzgarı tenimi okşarken, aklıma düşen sen, aklımda sen, her zaman sen, en çok sen, hep, hep sen...
07.08.17 - 22.35

29 Temmuz 2017 Cumartesi

kelimeler bazen hisleri anlatmaya yetmez
hisler bazen kelimelere bürünemez.
kilometrelerce koşup soluksuz kalmak gibi,
kalbinin yerinden çıkacak gibi olması,
fakat asla çıkmaması gibi.
bir akşam üstü aklına düşüvermesi gibi,
bazen aklından çıkmayışı, çıkamayışı gibi.
attığı şarkının on saniyelik kısmında takılı kalmak gibi,
birlikte dinlenecek şarkıların hayalini kurmak gibi.
söylediği her kelimeyi hafızana kazımak gibi,
gördüğü her güzel şeyi onunla bağdaştırmak gibi.
dikenlerine rağmen bir kaktüse sevgi duymak gibi.
kilometrelerce mesafeden bir insana sarılmak gibi.
mum ışığında günlük yazmak gibi.
bazen gecenin üçü, bazen sabahın beşi gibi.
bazen kader, bazense yalnızca tesadüf gibi.
sonu gelmek bilmeyen bir şiirin,
günlerce aradığın o son kelimesi gibi.
yazmaya çalışmak, yazamamak, deli olmak gibi.
kelimelerin efendiliğini yaparken, söz ona gelince
hissettiklerinin bir ifadesini bulamıyormuş gibi.
gecenin bu saati, caddelerin sessizliğinde
penceremden içeriye giren soğuk rüzgar gibi.
gecenin bu saati, masamın başında
tarif etmeye yeltendiğim,
fakat asla tarif edemediğim,
varlığından hoşnut olduğum ama
dile getiremediğim hissiyatlar gibi...

-03.35-

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Hayat kısa, mutlu olsak ya.

     M u t l u l u k.
     Sekiz harf, üç hece.
     Bazen kilometrelerce uzağında, bazen aslında hiç fark etmediğin kadar yakınında.
     Ve şu hayatta mutlu olmadığından şikayet edenler, mutlu olmayı bilemeyenler esasında. 
     Belki çok çeşitli, belki çok göreceli bir kavram fakat; mutlu olmak kadar kolay bir şey yok dünyada. Mutluysan bir şeyler yolundadır, mutluysan yaşamayı biliyorsundur hayatı ve sevmeyi de. Sevmek demişken, belki çok klasik olacak ama her şeyin başı sevmek. Zülfü Livaneli dememiş mi: ''dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey.'' Mutlu olmayı bilen insan hem sever, hem de sevilir. Sevginin gücüne inananlardanım ben de.
     Mutlu olmak için her şeyin yolunda olmasını bekleyen insanlar var. Mutsuz olmak için çabalayacağına, mutlu olmak için sebepler aramalı insan. Her an mutlu olmak mümkün değil evet, ama anlık mutluluklar da var. Ve hayat o anlık mutluluklarda saklı. Ne olursa olsun ''mutlu'' olmalı.
     Nereden geleceği belli olmaz mutluluğun. Zaten gelirken haber de vermez. Sen bekleme mutluluğu gelecek diye. Beklerken gelmez ki mutluluk. Asıl mutluluk her şeyden bıkıp hayatı akışına bıraktığınız anda karşınıza çıkan, derinden hissedildiğinde kelimelerin kifayetsizliğine sebep olan anların tanımıdır. En genel tanımından bahsettim. Zira mutluluğun tanımı herkese göre farklıdır. Bazen uçan bir balon, bazen uzun süredir yemediğin bir çikolata, bazen başını okşadığın bir kedi... Sen neye anlam yüklersen o'dur mutluluk. Bazen bir olay, bazen bir eşya, veyahut bir kişi...
     Mutlu etmesi zor bir insan değilim, gerçekten bak. Hiç zorluk çekmezsin beni mutlu ederken, hatta varlığın dahi mutluluk sebebim olabilir. Ortada hiçbir neden yokken bile mutlu olabilen, sıradan anlardan bile küçük mutluluklar çıkartabilen bir insanım. Hayatın mutlu oldukça yaşandığına inanıyorum. Bütün mümkünlerin kıyısında oturup, yalnızca hayatı yaşamalı, mutlu olmalıyız. Çünkü biz mutlu oldukça dönüyor dünya. Birlikte mutlu olsak ya?
     Güneşin doğuşunda oluşan o manzarada mutluluk var, yolda kulaklık takılı yürürken hissettiğin duyguda mutluluk var, yüzünü okşayan rüzgarda, masmavi gökyüzünde fütursuzca dolaşan bulutlarda, başını okşadığın kedide, bazen bir kitabın iki satırında, çimlerin arasında gördüğün tek bir dal papatyada anlık süren ama muhteşem huzur veren bir mutluluk var. Yani sen yeter ki mutlu olmayı bil, çevrende seni mutlu etmek için bekleyen çok şey var.
     Hayattan çok fazla beklentisi olmamalı insanın. İyi bir meslek, iyi bir maaş veya mutlu bir hayat isteriz genellikle. Halbuki mutluluk istenildiği takdirde elde edilen bir şey değildir, bence. Mutluluk yaşadığımız anlarda saklıdır. Bazıları farkına varır, bazıları ise varmaz. Farkına varanlar mutlu olmayı bilenlerdir, onlar istedikleri yerde ve istedikleri takdirde mutluluğu yaşarlar. Fakat hayatın seni nerede ne zaman veya ne şekilde bekleteceğini bilemezsin. Bekleme. Yaşa. Yaşa yalnızca. Bırak. Bırak gitsin ucu, nereye giderse. Önemsediğin şeyler olacaktır, git peşlerinden. Özgür olmadan, mutlu olabilir misin?
     Ben arıyorum. Mutluluğu arıyorum. Şuan mutlu değil miyim? Evet mutluyum. Ama mutluluk bir tane değil ki, tahmin edemeyeceğimiz kadar çok şeyde. Hayatın her anında, hatta her saniyesinde. Gün batımını izlemek gibi, sağanak yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibi, gece şehrin uzak bir noktasından gökyüzünü izleyerek uyuyakalmak gibi mutluluklarım var benim. Hiç zorluk çekmem mutlu olurken, en büyük mutluluk kaynağım da hayallerim. Kurulduğu andan itibaren gerçekleşmeyi bekleyen hayallerim...
     Mutluluk diyorum: kıta, ülke, dil dinlemez. Dünyanın her yerinde aynı duyguya denk olsa da, herkesin mutluluğunu farklı kavramlar karşılar.
     Dünyanın öbür ucuna birlikte gideceğiniz, gün batımında yan yana olacağınız, seninle paylaşacağı hayaller biriktiren ve sana kaktüs hediye edebilecek kadar ince ruha sahip olan bir insana denk gelmek, bence mutlulukların en güzeli. -herkes bilmez kaktüs hediye etmenin anlamını- Leo da istediğim şekilde özetlemiş zaten mutluluğu: ''Ruhuna dokunan insanı bul. Konuştuğunda gözleri gülen ve seni olduğu gibi seven.''    
     Kısacası mutluluk ne satırlara, ne de belirli kalıplara sıkıştırılabilecek bir kavram. Mutluluk, sekiz harf ve üç heceden çok daha fazlası. Sana dünyanın en klişe fakat en gerçek sözünü söyleyeceğim hayat mutsuz olmak için çok kısa sevgili okur. Mutluluklarınızın uzun sürmesi dileğiyle...


  Yazıya eşlik eden şarkı: [Christina Novelli - Concrete Angel Acoustic]

22 Haziran 2017 Perşembe

T e s a d ü f

    -Saat sabaha karşı 4:50-
    Ashley Nite-Say Anything çalıyor arka fonda.

    Gecenin eşsiz karanlığı yerini sabahın muhteşem maviliğine bırakırken, parmaklarım belki de aylar sonra yeniden tuşlara dokunmanın mükemmel hazzını tadıyor. Hem içindeki onca şeyi dökmek istercesine sabırsız, hem de ne yazacağına karar verememiş gibi ürkek...
Sabahın erken saatleri, gökyüzünün en sevdiğim rengi, aklımda Orhan Veli'nin en güzel şiiri:
    İşim gücüm budur benim,
    Gökyüzünü boyarım her sabah,
    Hepiniz uykudayken.
    Uyanır bakarsınız ki mavi.


    Bu saatte neyin beni bu kadar derin düşüncelere attığının farkında değilim. Ama bir şeyler var. Sabahın bu saatinde beni bu denli düşünmeye iten bir duygu var. Durumu özetleyen en güzel söz: Tesadüflere ihtiyaç var, plansız ve zamansız gelen güzelliklere...

    Bazen oluş nedenini açıklayamadığımız şeylere ''tesadüf'' der geçeriz. Bazen gerçekten açıklanamayacak bir biçimde tesadüftür, bazen de biz öyle olduğunu düşünmek isteriz. Açıklayamadığım bu şey tesadüf mü değil mi bilmiyorum. Ama hayatımın ortasına plansız ve zamansız geldiğini dile getirebilirim.

    Şair bir de küçük sürprizlere ihtiyaç olduğunu ekliyor ve şöyle devam ediyor sözlerine: İşte o zaman sevilmez mi hayat? Sevilir. Hem de çok. 

    Bazen bazı konularda hayatımızı yönetme yetkisine sahip değiliz, -bazı değil- belki de bir çok konuda. Daha önce çok şikayet ettiğim oldu bu durumdan ama artık aldırış etmiyorum. Çünkü biliyorum biz hangi konuda ne planlar yaparsak yapalım, hayat bizi her zaman kendi çizdiği yola sokacak. Ve bu yolda olmasını istediğimiz şeylerin de, yaptığımız planların da bir önemi yok. İnsanlar buna bir isim bulmuş durumda: k a d e r.

    Mesela düşün... Alışveriş yaptığın marketten hızla çıkarken çarptığın ve yüzünü saniyelik hatırladığın o çocuk belki de birkaç yıl sonra hayatının bir parçası haline gelecek. Olay yerine 5 dakika geç gitmenle kıl payı kurtulduğun o kazadan sonra aylarca şükredeceksin belki de. Ya da yıllarca aynı mahallede oturduğun fakat bir kez dahi yüzünü görmediğin o kız senin en yakın arkadaşın olacak. Al işte, illa bir şeylere tesadüf diyeceksen bunlara de. Hayat, hayat böyle işte. Bugün üstünde çok fazla durmadığın o ayrıntıya, yıllar sonra hayatımın en güzel tesadüfü diyebilirsin. Ben inanıyorum. İnanıyorum tesadüflere, plansız ve zamansız gelen güzelliklere...

    Bazen düşünmemek gerek; tesadüf mü değil mi, kader mi yoksa diye düşünmemek gerek. Zamanı gelince oluyor birtakım şeyler, zamanını doldurunca çıkıyor bazı insanlar hayatından ve zamanı geldiğinde çıkıyor karşına o öteki insan... Yaşamak gerek, sadece ama sadece yaşamak gerek. Adı üstünde plansız ve zamansız bir tesadüf bu. Sonradan pişman olacağın, belki de neden daha önce gelmedi diye sitem edeceğin bir tesadüf. Kim bilebilir, bilebilir misin ki yaşamadan? Öğrenebilir misin? Bıraksana daha fazla düşünmeyi. Bırak. Bırak gitsin.

    Ne kadar zamansız olursa olsun, her tesadüften çıkaracağı bir ders var insanın. En olmadık zamanda geldi belki, kabul. En bittiğin anda, en yorulmuş anında, en ümitsiz tarafına geldi. Ama bir şansı hak etmez mi? Hiç mi yok sana göstereceği güzellikler? Nereden biliyorsun seni hayata tekrar bağlamak için karşına çıkmadığını? Nereden biliyorsun o andan itibaren hayatının bambaşka bir hal almayacağını? Bilmiyorsun işte. Bilsen böyle yapmazsın. Seversin onu, tesadüf dediğin şey her ne ise -bir olay,bir eşya veyahut bir kişi hiç fark etmez- inanırsın ona. Ve şükredersin, şükredersin senin tesadüfün olduğu için.

    Tesadüf değil bence. Tesadüf olmasını istemiyorum. Kadere bağlayacağım bu olan bitenleri. Ve bu tesadüf farkında olmadığımız halde dünyanın en güzel karşılaşması olabilir. Gönlüm bu tesadüfü rafları tozlu bir kitapçıda parmaklarım kitap kapakları üzerinde gezerken yapmış olmayı dilemiş olsa da, her tesadüf kabulüm. Tesadüfler güzel, plansız ve zamansız gelen güzellikler...
Yazdıklarımdan çok daha fazlası var, çok daha güzel tesadüfler, yaşanacak çok daha güzellikler...
Konuşulacak çok fazla konu var,
Yapılacak çok fazla şey var,
Gidilecek çok fazla yer,
Yaşanacak çok fazla şey...

    Farkındayım sevgili okur, ne diyor yahu bu diyorsun, kafan karmakarışık oldu senin de. Olsun. Boş ver. Ben yazarak çözüyorum bazı şeyleri. Hatta sesli düşünme krallığım burası benim. Kafanızı karıştırdığım için özür diliyorum fakat bu yazıyı okumaya başlamış olmakla yazmış olduğum tüm aforizmaları ve ardından gelecek olan kafa karışıklığını kabul etmiş oluyorsunuz. Ben yazdıkça yazıyorum, siz okudukça düşünün.
    Arayıp buldukların değil de, tesadüfen rastladıklarındır seni mutlu eden. Tesadüflerinizin hep güzel olması dileğiyle...

10 Şubat 2017 Cuma

Her Şey İçin Geç

Hayattan bir şeyler beklemekle geçiyor ömrümüz,
Birinden seni seviyorum lafını beklemekle geçiyor.

Hayatı birilerini unutmaya çalışmakla geçiriyoruz,
Çok sevdiğimiz ve terk edildiğimiz kişiyi unutmakla.

Uçsuz bucaksız hayaller kurmakla geçiyor,
Sonunda hayal kırıklığına uğramakla.

Büyümeye çalışmakla geçiyor hayatımız,
Büyüdüğümüz her geçen gün pişmanlıklarla.

Defalarca kaybedince öğrenebiliyoruz,
Beraberinde gelen acılarla başa çıkmayı.

''Hep yanındayım'' diyen insanlar gidince,
Güvenmemeyi öğretiyor hayat.

Acı çekmeden ders alamıyoruz yaşadıklarımızdan,
Yaşamadan da öğrenemiyoruz.

Ölümü istemekle geçiyor ömrümüz,
Öldükten sonra da yaşamayı özlemekle.

Keşkelerle doldurduğumuz hayatımız,
Bir anda kayıp gittiğinde ellerimizden,

Her şey için geç olduğunun,
Geç farkına varıyoruz...



30 Aralık 2016 Cuma

Aşk Gibi Okumak

    Kitaplara ve okumaya neden düşman insanlar? ‘’Kitap okumayı çok seviyorum’’ diyenleri niye eleştirir ve dışlarlar? Bunu hiçbir zaman anlayamayacağım sanırım. Kitaplara düşman olmak, bilgiyi ve gelişimi reddetmektir. Kitap okumak sıradan bir eylem değildir. “Ben kitaplarımı değil kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır.” Demiş Montaigne. Kitaplardır insanları ortaya çıkaran, insanları insan yapan, onları geliştiren, ufkunu açan, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayan.

    Bir insana saçının, göz renginin güzel olduğunu değil okuduğu kitapların güzel olduğunu söyleyin. Çünkü okuduğu kitaplar onun seçimiyken; saçı, göz rengi veya fiziksel özellikleri değildir. Kitap okumanın güzelliklerini gören, kendini geliştiren, ufkunu açan, okudukça güzelleşen insanların yanında; bu eylemi zorunluluk olarak görenler de var. Öğretmenlerinin veya çevresindekilerin zoruyla kitap okumaya çalışan, kitaptan daha da nefret edenler… İtiraf edeyim, ben de bir zamanlar o gruptaydım. Nasıl oldu da birden kitap deyince gözleri parlayan bir insan oldum, ben de hayret ediyorum hala. Önceleri nefret ettiğim elime almadığım o dikdörtgen, rengârenk kapaklı, mis gibi kokan, içinde bambaşka dünyalar barındıran kitaplar, şuanda en iyi dostlarım oldu benim. Sevdikçe sevesim yanımdan ayırmayasım geldi, hiç elimden düşmedi. Diyeceğim o ki, bir kitaptan nefret etmekle onu en iyi dostunuz yapmak tamamen sizin elinizde olan bir şeydir.Çevrenizdeki herkes gidebilir, sizi bırakabilir ve hayatınızdan çıkabilir. Kitaplar sizi asla terk etmez. Onu kendinize bir dost yaparsanız, arkadaşlığınız hiç olmadığı kadar uzun olabilir ve bir haritanın yol göstericiliğinden daha güzel rehberlik yapabilir size.

    Elif Şafak’ın okumakla ilgili çok sevdiğim bir sözü var; ‘’Aşk gibiydi okumak da… Neden, nasıl müptelası olduğunu, bilen zaten gayet iyi bilirdi; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü…’’ Girdiğiniz bir ortamda hobilerinizi sorduklarında veya konu kitaplardan açıldığında gülerek ‘’Kitap okumayı çok severim ben’’ dediğiniz oldu mu? Ve aynı zamanda size garip bakışlar atarak ‘’Kitaplar sevilir mi ya’’ diyerek dalga geçtikleri? Çok sık yaşadığım bir durum benim. Elif Şafak’ın dediği gibi, aşk gibi okumak. Kitap seven biriyle karşılaştığımda yaşadığım sevinç, kitaplardan bahsetmememiz, kitaba olan tutkumuzu dile getirmemiz, yaptığımız muhabbetler en büyük mutluluk benim için. Kitapların en güzel dostlar olduğunu, tutkulu bir aşk olduğunu, kitap okuyanlar zaten gayet iyi biliyor. Kitap önerilerinde bulunduğum, kitapları sevdirmek için uğraştığım arkadaşlarım da oldu. Bazılarında gerçekten başarılı olduğumu söyleyebilirim ama kitapları bilmeyen ve sevmeyi ısrarla reddeden birine de kitap sevgisini anlatamıyordunuz bir türlü. ‘’Kitap okumayı sevmiyorum ben’’ kelimesini gülerek söyleyenler vardı, içler acısı durumunu böbürlenerek gösteren. Kitapların değerini, yalnızca okuyanlar biliyordu.

    Kitap okumak, telefonumuzun pil ömrünü uzatır. Ülkemizde telefonuyla veya elektronik aletlerle geçirdiği zamanı kitaplara ayıranlar insanlar olsa, belki de kurtulurduk bugünkü cehaletimizden. İnsanlar okumaktan, kitaplardan ve bilgiden çok korkuyorlardı. Ve ‘’Kitaba para mı verilir, çok gereksiz’’ deyip de falcıya para yatıran insanlar oldukça, bir milletin ilerlemesini bekleyemezdiniz. Soruyorum size; Cebindeki tüm parayı kitaplara yatırmış insanların gülümsemesiyle, tüm parasını lüks ihtiyaçları için harcayanların gülümsemesi bir olur mu hiç? Kitap fiyatlarının yüksekliğinden dolayı okuyamadıklarını söyleyen de var ama ben bu yüzden ülkemizde kitap okuyanların sayısının az olduğunu düşünmüyorum. Okumak isteyen gerçekten bir yolunu bulur, alamazsa da kütüphaneler ne güne duruyor? Kitap okumamak için bahaneler değil, kitap okumaya nedenler aramalıyız.

    Bir kitabın son kelimesini de okuduktan sonraki tarif edilemez gülümsemeyi veya o buruk acıyı, kitabın kapağını kapatıp eğik duran vücudunu düzeltip geriye yaslanmayı, gözlerini kapatıp içinden geçmiş olduğun o dünyayı hayal etmeyi, ardından bitmiş kitabı kitaplığındaki diğer kitapların yanında açtığın yere sevinçle yerleştirmeyi kitap okumayanlar bilmiyor. Düşünebiliyor musunuz? Kitap okuyanların dünyası farklı ve bu dünyaya adım atmamış insanlar var.

    Çeşit çeşit, renk renk kitaplar. Kimisi insanların üzüntülerini sevinçlerini ve yaşamlarını bize aktarırken kimisi de yeni bilgilere ışık tutuyor. Kimi kitaplardan arkadaşlığı dostluğu öğrenirken, kimi kitaplardan da şiiri, türküyü, şarkıyı öğreniyoruz. Farklı hayatlardan geçiyor, farklı pencerelerden dünyaya bakıyoruz. İnsanlar kitap okuyarak boş vakitlerini değerli kılıyorlar, kitaplar da bazen insanların hayatlarını değiştirebiliyor. Kitabın kapağına baktığımda mutlu oluyorum, kitaplığımı düzenleyip kitaplarımın tozlarını alırken mutlu oluyorum, yeni bir kitap aldığımda heyecanlanıyorum, kitabın ortalarına geldiğimde parmağımı arasına koyup okuduğum sayfalar ile okumadıklarımın kalınlığını karşılaştırıp mutlu oluyorum. Sizce de biten kitaplar hüzünlenmek için haklı bir gerekçe değil mi?

    Sevgi, koşulsuz ve daim olandır, her zaman hissettiğinizdir. Başka kimseden görmediğiniz sevgiyi, kitaplar size gösterebilir. Bir dost gibi sizi sarıp sarmalar, kendinden bir şeyler katar, sonsuz bilgilerini kıskanmadan sizinle paylaşabilir. Evet, kitap sevgisi gerçekten vardır. Bir defa alışırsanız, bir daha vazgeçemezsiniz. Hep yanınızda olsun istersiniz, sevdikçe seversiniz, yanından ayırmazsınız. Tatilde, okulda, otobüste, uçakta, trende elinizden düşmez hiç. Yapraklarını itinayla çevirirsiniz, bir sayfası kıvrılsa içiniz gider, kapağına zarar gelmesin diye koyduğunuz yerlere dikkat edersiniz. Evet, bir kitabı sevmekten ve korumaktan bahsediyorum, tıpkı bir annenin yavrusunu koruduğu gibi. Çıldırmış olduğumu düşünenleriniz olabilir ama kitapları ve okumayı sevmek böyle bir şeydir işte, sevmeyenlerin bilemeyeceği.

    Kitaplar ebedi dostlarımızdır. Dünyada çok zor bulabileceğimiz şeylerden biri de, daima yanımızda olacak bir dosttur. Umarım bazı insanların kalıplaşmış düşüncelerini değiştirebilmişimdir bu yazıyla. Hala okuyanların bu güzel dünyasına girmediniz mi yoksa? Hadi bir adım atın. Evden çıkın ve dostlarla dolu bir kitapçıya gidin. Kendinize bir dost seçin ve ona kendisini anlatması için bir şans tanıyın. Pişman olmayacaksınız, aksine hayatınızın her anında yanınızda olacak ebedi bir dost kazanacaksınız. Kitaplardan korkmamanız ve okumayı hiç bırakmamanız dileğiyle…